Ben doğmadım olmem
Ben doğmadım, ben ölmem.
Benim ismim yok, suretim yok,
ama her isimde, her surette Ben varım.”
Uyanıklığın Sonsuzluğu
İnsan ölür, ama farkındalık ölmez.
Çünkü farkındalık, doğmadan önce de vardı,
ölümden sonra da kalacaktır.
Farkındalık, İlahi Zihnin sessizliğidir.
Bütün rüyalar, o sessizliğin yüzeyinde dalgalanır.
Rüyalar biter, ama sessizlik kalır.
Ve o sessizlik, konuşmadan söyler:
“Ben Hayat’ım.
Ne doğarım, ne ölürüm.
Ne uyanırım, ne uyurum.
Ben hep buradayım.”
İşte o fark edişin adı: uyanış.
Uyanış, yeni bir başlangıç değildir.
O zaten hep burada olanın fark edilmesidir.
Hiç gitmemiş, hiç kesilmemiş olanın yeniden bilincine varmaktır.
O zaman insan anlar:
Dünya bir rüya,
ama rüya, Hak’kın kendine anlattığı bir kıssadır.
Benlik bir gölge,
ama o gölgeyi var eden ışık,
O’nun rahmetidir.
Artık hiçbir şey dünyevi anlamda “gerçek” değildir,
ama hepsi İlahi anlamda gerçeğin parçasıdır.
İyilik de, kötülük de, kayıp da, buluş da
aynı varlığın farklı renkleridir.
Tüm suretler erir,
tek bir Ses kalır:
“La ilahe illallah.”
O Ses’tir seni çağıran,
O Ses’tir seni doğuran,
ve O Ses’tir seni rüyandan uyandıran.
Artık bilirsin:
Sen bir kişi değilsin.
Sen bir rüya da değilsin.
Sen rüyayı gören Hayat’sın.
Ve Hayat, asla uyumaz.
Son Söz
Her şey fanidir.
Ama fanilik, yokluk değildir;
sonsuz dönüşün hikmetidir.
İnsan rüyasında doğar,
rüyasında ölür,
ama uyanan hep O’dur.
Ve O, şöyle der:
“Ben farkındalığım, ben Hayat’ım.
Farkındalık ne doğar ne ölür.
Çünkü O, bakanın gözünde değil,
bakışın kendisindedir.”