Musta
muşta isimli kadının kabri gibi
gül kokar şu beden kabrim
toprak değil bu ten
içine sırlar gömülmüş bir bahçe
her hücremde açan bir gül
her nefeste dağılan bir hece
ölüm sandılar beni
oysa ben çoktan gömüldüm kendime
çürüyen benlikti
kalan ise kokuydu, gül diye
bir kabir ki karanlık değil
içinde nur filizlenir
bir sessizlik ki boşluk değil
hakikat orada dillenir
şu beden dediğin nedir ki
geçici bir kabuk, bir örtü
ama içinde saklanan o koku
ezelden gelen bir övgü
muşta’nın kabri gibi
dıştan bakana taş görünür
ama yaklaşan bilir
orada aşk bile diz çöker, susulur
ben de öyleyim işte
dışımda toprak, içimde gül
her gün biraz daha ölürken
bir o kadar dirilir gönül
gel eğil bu kabre usulca
duy kokunun anlattığını
çünkü ben artık beden değilim
hakikatin sakladığıyım
ve bir gün sen de anlarsın
korktuğun o son yok aslında
kabir dediğin yer bile
açılan bir kapı hakikate…