Ana Sayfaya Dön

Sevenin

27 Mart 2026

Sevenin çektiği çileyi

hangi dil hafifletebilir ki…

hangi gönül, bu yangını söze döküp

eksiltmeden anlatabilir?

Kelimeler çoğu zaman

yalnızca kapıya kadar gelir,

içeri giremez,

çünkü içeride olan şey

ne akla sığar

ne de dile.

Ah çilem…

içimde yankılanan kadim bir nida gibi,

ilk insanın ilk özlemi gibi,

hiç dinmeyen bir çağrı bu.

Bazen bir rüzgâr olur,

göğsümün içinden geçer,

bazen ağır bir taş gibi

kalbime oturur.

Bu nasıl bir aşk ki

ne yaklaşmama izin verir

ne de uzaklaşmama…

bir uçurumun kenarında

gözlerimi kapatmadan yürümek gibi.

Ümit ile çıktım yola,

henüz neyle karşılaşacağımı bilmeden,

ama içimde garip bir kesinlikle

sanki bu yolun sonunda

ben kalmayacaktım.

Her adımda bir parçam döküldü,

her bakışta bir ben eksildim,

ve her eksilişte

daha derin bir varlık doğdu içimde.

Aşkı dillendirmek istedim…

ama aşk dile sığmadı,

sustuğum anlarda çoğaldı,

konuştukça dağıldı.

Anladım ki

aşk anlatılmaz,

ancak yakılır.

Ve ben yanıyorum…

sessiz, derin, geri dönüşsüz.

Gecelerim uzuyor,

yıldızlar bile bu yükü taşıyamıyor,

gökyüzü bana bakıyor

ama cevap vermiyor.

İçimde bir kapı var,

ne tam açılıyor

ne de kapanıyor.

Eşiğinde bekliyorum,

yarı ben, yarı hiçlik.

Ah çilem…

sen bana acı diye öğretilmiştin,

oysa sen

beni bana götüren yolmuşsun.

Her gözyaşımda

bir perde kalkıyor,

her sızımda

bir hakikat beliriyor.

Şimdi biliyorum…

sevenin çilesi bir yük değil,

bir doğum sancısıdır.

Ve ben doğuyorum,

her gün biraz daha eksilerek,

her gün biraz daha hakikate.

Ne geri dönebilirim artık

eski benliğime,

ne de vardım diyebilirim

ulaştığım yere.

Bir aradayım…

ama bu ara,

bir yokluk değil

en derin oluş hâli.

Ah çilem…

sen benim en sadık yoldaşımsın artık,

ve ben seni taşımıyorum,

sen beni taşıyorsun.