Ana Sayfaya Dön

Tek

20 Mart 2026

Tek Kişilik Sonsuz Oyun

Dünyadaki bütün kelimeleri

kendime yazdım.

Harfleri topladım

zamanın kıyılarından,

sesleri çektim

sessizliğin derin kuyularından.

Bir dil kurdum

ve o dilin her cümlesini

kendime söyledim.

Buradan söyledim

oradan dinledim.

Bir dudak oldum

bir kulak oldum.

Bir soru oldum

bir cevap oldum.

Bir yankı oldum

bir dağ oldum.

Ve sonunda anladım:

Bu sahne

tek kişilik bir oyundu.

Sahne genişti.

Gökyüzü kadar geniş.

Perdeler galaksilerdi

ışıklar yıldızlar.

Ama sahnede dolaşan

tek bir varlık vardı.

Rol değiştiriyordum

ama oyuncu değişmiyordu.

Bir yerde doğan bendim

bir yerde ölen.

Bir yerde seven bendim

bir yerde terk edilen.

Bir yerde dua eden bendim

bir yerde cevap olan.

Her maskeyi taktım

her yüzü giydim

her hikâyeyi yaşadım.

Ama maskelerin ardında

hep aynı sessizlik vardı.

Eee…

ne yapayım?

Sonsuzlukların sonsuzluğu

zamanın içinden akarken

oyunun başka yolu yoktu.

Zaman bazen ağır aktı

bazen bir rüzgâr gibi geçti.

Bazen bir rüyaya daldım

bazen rüyadan uyandım.

Zaman zaman uyudum

zaman zaman uyandım.

Ama uyuyan da bendim

uyanıp şaşıran da.

Bazen kendimi kaybettim

bir bedenin içinde

bir düşüncenin içinde

bir korkunun içinde.

Bazen de birden

her şeyin içinden çıktım

ve baktım.

O zaman gördüm:

kaybolan da bendim

bulan da.

Bir çocuk gibi

oyuncağın peşinden koştum.

Dünyayı bir oyuncak sandım.

İsimleri topladım

başarıları topladım

sevgileri topladım.

Ama bir gün fark ettim

oyuncaklar kırılıyor.

Zaman

her şeyi yavaşça geri alıyor.

Ve o zaman

başımı kaldırdım.

Orada

sessizce duran biri vardı.

Oyuncağa değil

çocuğa bakan biri.

O bendim.

Bir dalga gibi kabardım

bir okyanus gibi sakinleştim.

Bazen bir damla oldum

bazen bütün deniz.

Bazen bir düşünce kadar küçüldüm

bazen evren kadar genişledim.

Ama ne kadar küçülsem

ne kadar büyüsem

içimde

hiç değişmeyen bir yer vardı.

Bir tanık.

Bir sessizlik.

Bir farkındalık.

Şimdi görüyorum.

Her nereden

kendime ne söylediysem

hepsinin idrakindeyim.

Bir zamanlar anlamadığım sözler

bugün içimde çiçek açıyor.

Bir zamanlar uzak sandığım ses

kendi kalbimin yankısıymış.

Bir zamanlar başkası sandığım yüzler

aynı aynanın yansımalarıymış.

Dünyadaki bütün kelimeler

benim içimde doğdu.

Bütün sorular

benim içimde yürüdü.

Bütün cevaplar

benim içimde bekledi.

Ve bu büyük oyun

kimseye karşı değildi.

Ne bir yarış vardı

ne bir düşman.

Sadece

kendini kendine anlatan

sonsuz bir varlığın

sessiz hikâyesi vardı.

Şimdi anlıyorum.

Konuşan da benim

duyan da benim.

Arayan da benim

bulan da.

Uyuyan da benim

uyanıp gülümseyen de.

Ve zaman

uyku ile uyanış arasında

gelip geçerken

ben

her kelimenin arkasında duran

o sessiz varlık olarak

kendimi seyrediyorum.

Bazen rüzgâr gibi geçiyorum

bazen gökyüzü gibi kalıyorum.

Bazen bir insanın kalbinde

bir düşünce gibi doğuyorum.

Bazen bir ağacın gölgesinde

sessiz bir huzur oluyorum.

Ama nereye gidersem gideyim

kim olursam olayım

oyunun ortasında

hep aynı hakikat duruyor:

Bu sonsuz sahnede

oyuncu da benim

seyirci de.

Ve bütün evren

kendini kendine anlatan

tek bir nefes gibi

içimde doğup

içimde kayboluyor.