Tek
Tek Kişilik Sonsuz Oyun
Dünyadaki bütün kelimeleri
kendime yazdım.
Harfleri topladım
zamanın kıyılarından,
sesleri çektim
sessizliğin derin kuyularından.
Bir dil kurdum
ve o dilin her cümlesini
kendime söyledim.
Buradan söyledim
oradan dinledim.
Bir dudak oldum
bir kulak oldum.
Bir soru oldum
bir cevap oldum.
Bir yankı oldum
bir dağ oldum.
Ve sonunda anladım:
Bu sahne
tek kişilik bir oyundu.
Sahne genişti.
Gökyüzü kadar geniş.
Perdeler galaksilerdi
ışıklar yıldızlar.
Ama sahnede dolaşan
tek bir varlık vardı.
Rol değiştiriyordum
ama oyuncu değişmiyordu.
Bir yerde doğan bendim
bir yerde ölen.
Bir yerde seven bendim
bir yerde terk edilen.
Bir yerde dua eden bendim
bir yerde cevap olan.
Her maskeyi taktım
her yüzü giydim
her hikâyeyi yaşadım.
Ama maskelerin ardında
hep aynı sessizlik vardı.
Eee…
ne yapayım?
Sonsuzlukların sonsuzluğu
zamanın içinden akarken
oyunun başka yolu yoktu.
Zaman bazen ağır aktı
bazen bir rüzgâr gibi geçti.
Bazen bir rüyaya daldım
bazen rüyadan uyandım.
Zaman zaman uyudum
zaman zaman uyandım.
Ama uyuyan da bendim
uyanıp şaşıran da.
Bazen kendimi kaybettim
bir bedenin içinde
bir düşüncenin içinde
bir korkunun içinde.
Bazen de birden
her şeyin içinden çıktım
ve baktım.
O zaman gördüm:
kaybolan da bendim
bulan da.
Bir çocuk gibi
oyuncağın peşinden koştum.
Dünyayı bir oyuncak sandım.
İsimleri topladım
başarıları topladım
sevgileri topladım.
Ama bir gün fark ettim
oyuncaklar kırılıyor.
Zaman
her şeyi yavaşça geri alıyor.
Ve o zaman
başımı kaldırdım.
Orada
sessizce duran biri vardı.
Oyuncağa değil
çocuğa bakan biri.
O bendim.
Bir dalga gibi kabardım
bir okyanus gibi sakinleştim.
Bazen bir damla oldum
bazen bütün deniz.
Bazen bir düşünce kadar küçüldüm
bazen evren kadar genişledim.
Ama ne kadar küçülsem
ne kadar büyüsem
içimde
hiç değişmeyen bir yer vardı.
Bir tanık.
Bir sessizlik.
Bir farkındalık.
Şimdi görüyorum.
Her nereden
kendime ne söylediysem
hepsinin idrakindeyim.
Bir zamanlar anlamadığım sözler
bugün içimde çiçek açıyor.
Bir zamanlar uzak sandığım ses
kendi kalbimin yankısıymış.
Bir zamanlar başkası sandığım yüzler
aynı aynanın yansımalarıymış.
Dünyadaki bütün kelimeler
benim içimde doğdu.
Bütün sorular
benim içimde yürüdü.
Bütün cevaplar
benim içimde bekledi.
Ve bu büyük oyun
kimseye karşı değildi.
Ne bir yarış vardı
ne bir düşman.
Sadece
kendini kendine anlatan
sonsuz bir varlığın
sessiz hikâyesi vardı.
Şimdi anlıyorum.
Konuşan da benim
duyan da benim.
Arayan da benim
bulan da.
Uyuyan da benim
uyanıp gülümseyen de.
Ve zaman
uyku ile uyanış arasında
gelip geçerken
ben
her kelimenin arkasında duran
o sessiz varlık olarak
kendimi seyrediyorum.
Bazen rüzgâr gibi geçiyorum
bazen gökyüzü gibi kalıyorum.
Bazen bir insanın kalbinde
bir düşünce gibi doğuyorum.
Bazen bir ağacın gölgesinde
sessiz bir huzur oluyorum.
Ama nereye gidersem gideyim
kim olursam olayım
oyunun ortasında
hep aynı hakikat duruyor:
Bu sonsuz sahnede
oyuncu da benim
seyirci de.
Ve bütün evren
kendini kendine anlatan
tek bir nefes gibi
içimde doğup
içimde kayboluyor.