Ana Sayfaya Dön

Adi

7 Mart 2026

Adı Olmayan Duruş

Gözlerin açılır

ve dünya başlar.

Işık şekillere dökülür,

renkler birbiriyle konuşur,

sesler boşluğu doldurur.

Bir anda sayısız görüntü

bilincin kıyılarına vurur

dalgalar gibi.

Dağlar yükselir,

denizler kabarır,

şehirler kurulup yıkılır,

yüzler belirir ve kaybolur.

Zaman hepsine bir hikâye giydirir.

Fakat bütün bu hareketin içinde

fark edilmesi zor bir şey vardır:

görünmeyen bir zemin.

O zemin olmadan

hiçbir görüntü duramaz,

hiçbir ses yankılanamaz,

hiçbir düşünce doğamaz.

Rüzgâr eser,

ama bir boşluk olmasa

nasıl hareket edebilirdi?

Yıldızlar yanar,

ama onları taşıyan

görünmez bir derinlik olmasa

nerede parlayabilirlerdi?

Düşünceler gelir,

duygular yükselir,

algılar şekil alır

ve sonra yavaşça çözülür.

Her şey doğar

ve her şey geri çekilir.

Ama bütün bunların ardında

hiç kıpırdamayan bir genişlik vardır.

Orası

ne doğar

ne kaybolur.

Orası

zamanın öncesi gibi

sessiz bir başlangıçtır.

Bir nehir akarken

yatağı görünmez çoğu zaman.

Oysa nehir

ancak o yatak sayesinde akar.

Gökyüzünde bulutlar dolaşır,

fırtınalar kopar,

şimşekler çakar.

Ama gökyüzü

hiçbirinden yaralanmaz.

İnsan da çoğu zaman

bulutlarla konuşur,

fırtınalarla mücadele eder,

şimşekleri anlamaya çalışır.

Ama başını kaldırdığında

şunu fark eder:

Bulutlar geçicidir.

Gökyüzü kalır.

İç dünyada da böyledir.

Düşünceler

gelip geçen kuş sürüleri gibidir.

Duygular

mevsimler gibi değişir.

Algılar

rüzgârın yönü gibi döner.

Ama bütün bunların arkasında

bir alan vardır.

O alan

hiç acele etmez.

Hiçbir şeye tutunmaz.

Hiçbir şeyden kaçmaz.

O yalnızca

her şeye yer açar.

Güneş doğar

ve onun içinde parlar.

Gece iner

ve onun içinde derinleşir.

Evren genişler

ve onun içinde nefes alır.

Bir yıldız doğar

ve söner.

Bir uygarlık yükselir

ve kaybolur.

Bir insan gelir

ve gider.

Ama o derinlik

hiçbirini kaybetmez.

Çünkü her şey

orada görünür

ve orada çözülür.

Orası

bir merkez değildir

ama her şeyin ortasıdır.

Bir sınır değildir

ama bütün sınırları taşır.

Bir hareket değildir

ama bütün hareketlerin kaynağıdır.

İnsan bazen

uzun arayışların ardından

yorgun düşer.

Sorular birikir,

cevaplar dağılır.

Ve bir an gelir

her şey susar.

İşte o anda

hiçbir kelime kalmaz.

Ne arayan vardır

ne bulunan.

Sadece

derin bir duruş.

Dağların içindeki

o ağır sessizlik gibi.

Gecenin ortasında

yıldızların arasındaki

o büyük boşluk gibi.

Bir şey yapılmaz orada.

Bir şey kazanılmaz.

Bir şey kaybedilmez.

Her şey

zaten orada durur.

Görünür olan her şey

o görünmez genişlikte yükselir.

Sesler

onun sessizliğinde yankılanır.

Hareket

onun dinginliğinde doğar.

Ve bütün varlık

sanki görünmeyen bir omuzda

rahatça durur.

Orası

ne bir düşüncedir

ne bir imge.

Ne bir şekildir

ne bir kavram.

Orası

bütün şekillerin öncesi,

bütün kavramların

sustuğu yerdir.

İnsan oraya dokunduğunda

bir şey öğrenmez aslında.

Sadece

her zaman orada olanı fark eder.

Birden

her şey hafifler.

Gökyüzü genişler,

yeryüzü sakinleşir,

ve kalbin ortasında

adını koymaya gerek olmayan

bir huzur

sessizce yayılır.