Adi
Adı Olmayan Duruş
Gözlerin açılır
ve dünya başlar.
Işık şekillere dökülür,
renkler birbiriyle konuşur,
sesler boşluğu doldurur.
Bir anda sayısız görüntü
bilincin kıyılarına vurur
dalgalar gibi.
Dağlar yükselir,
denizler kabarır,
şehirler kurulup yıkılır,
yüzler belirir ve kaybolur.
Zaman hepsine bir hikâye giydirir.
Fakat bütün bu hareketin içinde
fark edilmesi zor bir şey vardır:
görünmeyen bir zemin.
O zemin olmadan
hiçbir görüntü duramaz,
hiçbir ses yankılanamaz,
hiçbir düşünce doğamaz.
Rüzgâr eser,
ama bir boşluk olmasa
nasıl hareket edebilirdi?
Yıldızlar yanar,
ama onları taşıyan
görünmez bir derinlik olmasa
nerede parlayabilirlerdi?
Düşünceler gelir,
duygular yükselir,
algılar şekil alır
ve sonra yavaşça çözülür.
Her şey doğar
ve her şey geri çekilir.
Ama bütün bunların ardında
hiç kıpırdamayan bir genişlik vardır.
Orası
ne doğar
ne kaybolur.
Orası
zamanın öncesi gibi
sessiz bir başlangıçtır.
Bir nehir akarken
yatağı görünmez çoğu zaman.
Oysa nehir
ancak o yatak sayesinde akar.
Gökyüzünde bulutlar dolaşır,
fırtınalar kopar,
şimşekler çakar.
Ama gökyüzü
hiçbirinden yaralanmaz.
İnsan da çoğu zaman
bulutlarla konuşur,
fırtınalarla mücadele eder,
şimşekleri anlamaya çalışır.
Ama başını kaldırdığında
şunu fark eder:
Bulutlar geçicidir.
Gökyüzü kalır.
İç dünyada da böyledir.
Düşünceler
gelip geçen kuş sürüleri gibidir.
Duygular
mevsimler gibi değişir.
Algılar
rüzgârın yönü gibi döner.
Ama bütün bunların arkasında
bir alan vardır.
O alan
hiç acele etmez.
Hiçbir şeye tutunmaz.
Hiçbir şeyden kaçmaz.
O yalnızca
her şeye yer açar.
Güneş doğar
ve onun içinde parlar.
Gece iner
ve onun içinde derinleşir.
Evren genişler
ve onun içinde nefes alır.
Bir yıldız doğar
ve söner.
Bir uygarlık yükselir
ve kaybolur.
Bir insan gelir
ve gider.
Ama o derinlik
hiçbirini kaybetmez.
Çünkü her şey
orada görünür
ve orada çözülür.
Orası
bir merkez değildir
ama her şeyin ortasıdır.
Bir sınır değildir
ama bütün sınırları taşır.
Bir hareket değildir
ama bütün hareketlerin kaynağıdır.
İnsan bazen
uzun arayışların ardından
yorgun düşer.
Sorular birikir,
cevaplar dağılır.
Ve bir an gelir
her şey susar.
İşte o anda
hiçbir kelime kalmaz.
Ne arayan vardır
ne bulunan.
Sadece
derin bir duruş.
Dağların içindeki
o ağır sessizlik gibi.
Gecenin ortasında
yıldızların arasındaki
o büyük boşluk gibi.
Bir şey yapılmaz orada.
Bir şey kazanılmaz.
Bir şey kaybedilmez.
Her şey
zaten orada durur.
Görünür olan her şey
o görünmez genişlikte yükselir.
Sesler
onun sessizliğinde yankılanır.
Hareket
onun dinginliğinde doğar.
Ve bütün varlık
sanki görünmeyen bir omuzda
rahatça durur.
Orası
ne bir düşüncedir
ne bir imge.
Ne bir şekildir
ne bir kavram.
Orası
bütün şekillerin öncesi,
bütün kavramların
sustuğu yerdir.
İnsan oraya dokunduğunda
bir şey öğrenmez aslında.
Sadece
her zaman orada olanı fark eder.
Birden
her şey hafifler.
Gökyüzü genişler,
yeryüzü sakinleşir,
ve kalbin ortasında
adını koymaya gerek olmayan
bir huzur
sessizce yayılır.