Ateslerden
Ateşlerden doğanım ben, kendi küllerimin içinde saklı kalmış sırları tek tek uyandırarak yeniden dirilen bir nefesim
Her yanışım bir son gibi görünse de aslında başlangıcın en derin yerinden yükselen sessiz bir çağrıyım
Ben kendimi yakanım, ne bir düşmanın dokunuşu ne de zamanın hükmü var üzerimde, kendi ateşime kendim yürüdüm
Çünkü bildim ki yanmadan doğulmuyor, küle dönmeden hakikat kapısını kimse aralayamıyor
Duysun dünya duysun, duyurdum sesimi güle, bir gülün kalbine bıraktım içimde yanan o tarifsiz yangını
O gül ki dikenleriyle yazdı kaderimi, kokusuyla taşıdı beni görünmeyen âlemlerin en ince yerine
Kanatlarım ateşten örülmüş bir sır gibi, her çırpınışımda biraz daha yokluğa yaklaşırken aslında varlığa karışıyorum
Gökyüzü bile susuyor bazen, benim içimde kopan yangınların diliyle konuşmaya başlıyor
Ben Anka’yım diyorum ama bir efsane değilim, her insanın içinde küllenmiş o unutulmuş dirilişin ta kendisiyim
Bir ben yanar içimde, bin ben doğar ardından, her biri başka bir hakikatin kapısını aralar sessizce
Küllerim savrulur rüzgârla, ama yok oluş sanılan şey aslında en derin varoluşun kendisidir, bunu bilenler susar
Çünkü hakikat bağırmaz, o bir gül gibi açar, kokusuyla duyurur kendini anlayana
Duysun dünya duysun, ben artık söz değilim, bir hâlim, bir yanışım, bir geçişim zamandan zamansızlığa
Ateşle yoğrulmuş bir ruh olarak yürürüm, her adımda biraz daha silinip biraz daha sonsuza yazılarak
Ve bil ki ey gönül, yanmak bir ceza değil, bir çağrıdır, kendine dönmenin en saf ve en yakıcı yoludur
Ateşten geçen ruhlar korkmaz artık, çünkü onlar külde saklı olan o ilahi doğuşu görmüşlerdir.