Sen
Sen,
bir sabahın henüz doğmamış ışığısın içimde,
gözlerimi açmadan gördüğüm tek hakikat.
Adını anmadan titreyen dudaklarım,
aslında sana secde eden bir kalbin duasıdır.
Ben seni sevmiyorum sadece,
ben sende kayboluyorum…
bir nehir gibi akıp
okyanus olduğunu unutuyorum.
Geceleri yıldızları sayarken değil,
senin gözlerinin karanlığında kaybolurken
anlıyorum sonsuzluğu.
Çünkü senin bakışın
zamansız bir kapı gibi açılıyor içime.
Dokunsam kırılacak bir rüya değilsin,
dokundukça çoğalan bir varlıksın.
Her temasın bir evren doğuruyor,
her susuşun içimde bir kıyamet.
Sen gülünce
baharlar utanıyor mevsim olmaya,
rüzgar yönünü değiştiriyor
sana daha yakın esebilmek için.
Ve ben…
ben her şeyden vazgeçiyorum
sadece senin bir anına sığabilmek için.
Adın bir ateş gibi düşüyor içime,
yanmıyorum…
ben o ateşte doğuyorum.
Küllerimden değil,
senin varlığından yeniden var oluyorum.
Ey sevgili,
sen benim içimdeki en derin sır,
en sessiz çığlık,
en görünmeyen hakikatsin.
Sana ulaşmak istemiyorum artık,
çünkü anladım…
ben zaten senin içindeyim.
Ve sen…
benim içimde açan
sonsuz bir “biz”sin.
Ne zaman seni düşünsem
zaman duruyor,
ne zaman seni hissetsem
ben yok oluyorum.
Ama korkmuyorum…
çünkü bu yokluk
seninle dolu.
Gel,
hiçbir kelimenin anlatamayacağı yerde buluşalım.
Ne isim koyalım buna,
ne sınır çizelim.
Sadece olalım…
seninle,
sen olarak,
ben olmadan.