Ana Sayfaya Dön

Bir

6 Mart 2026

Bir düş gördüm.

Rüya değildi yalnızca,

uykunun içine saklanmış bir niyetti.

Rüyamda bana

“çiçek” diye seslendiler.

Bu bir isim değildi,

bir hâldi.

Kırmadan açan,

kokusu kendine saklı olmayan bir oluş…

Ve dediler ki:

“Nasıl bir kader yaşamak istersin?

Neler gelsin başına?”

İnsan böyle bir soru karşısında

önce susuyor.

Çünkü kader seçilmez sanılır,

oysa bazen

razı gelinir.

Ben dedim ki:

“Rabbim,

tatlı bir derdim olsun.

Öyle bir dert ki

beni acıyla karartmasın,

aşkla derinleştirsin.

Onun aşkının

gerçek oluş hâlini

yaşayarak bileyim.”

Dert istedim ama

acı değil.

Yük istedim ama

ezilmek için değil.

Sevdanın

nasıl var ettiğini

deneyimlemek için.

Sonra dedim ki:

“Dünyadaki oluşum

böyle olsun.”

Çünkü ben bu dünyayı

kaçılacak bir yer değil,

yaşanarak anlaşılacak bir emanet bildim.

Öncekinden daha zor oldu,

daha çıplak,

daha fenaydı belki.

Ama daha gerçekti.

Bu sefer dedim ki:

“Bekâyı yaşayarak irşad edeyim.”

Yani kalmadan geçmeyi,

tutmadan vermeyi,

sahiplenmeden yol göstermeyi…

Bir şey öğretmeden,

bir şey iddia etmeden,

yalnızca hâlimle

hatırlatayım.

İrşad dedikleri şey

yüksek sesli konuşmak değilmiş.

Bazen sadece

yanmadan durabilmekmiş.

Bazen düşmemiş gibi değil,

düşmüş ama kalkmış gibi yürümekmiş.

Ve şimdi…

çok büyük bir mutluluk içindeyim.

Bu sevinç

coşkun bir kahkaha değil,

derin bir sükûn.

İçimde bir “tamam” var.

Olmuş olmanın değil,

olmaya razı gelmiş olmanın huzuru.

Rüyalar ülkesi

belki dışarıda bir yer değil,

belki insanın

kendine dürüst olduğu tek mekân.

Orada verilen cevaplar

burada yaşanıyor.

Ben seçmedim kaderimi,

ben ona

gönlümü açtım.

Ve gördüm ki

tatlı dert

insanı incitmez,

olgunlaştırır.

Çiçek dediler bana,

çünkü çiçek

neden açtığını sormaz.

Güneşi görünce

açar.

Ben de öyleyim.

Işık gelince

olduğum gibi açıyorum.