Ana Sayfaya Dön

Elmayı sevdim

3 Mart 2026

Elmayı sevdim,

dilini bilmeden,

beni sevip sevmediğini sormadan.

Dalında duruşunu sevdim önce,

göğe yaslanan sabrını,

rüzgârla konuşup susmasını…

Ne bir vaat verdi bana

ne de karşılık.

Ben elmayı sevdim,

çünkü kırmızının içinde

toprağın kalbi vardı.

Isırdım.

Dişlerim kabuğa değdiğinde

o bana “beni sev” demedi,

“beni anla” da demedi.

Sadece oldu.

İşte o an öğrendim:

Sevgi, cevap bekleyen bir soru değil,

soruyu unutturan bir hâlmiş.

İnsanları da böyle sevdim.

Beni görmeden geçenleri,

elimi tutmadan yanımda duranları,

içimde açtığım sofraya

oturmayanları…

“Beni seviyor musun?” demedim.

Çünkü bunu sormak,

sevgiyi eksiltir biraz.

Terazinin kefesine beklenti koyar,

aşkı tartıya çıkarır.

Oysa ben

tartısız sevdim.

Bir çiçeği sularken

onun bana teşekkür etmesini beklemedim,

bir taşı severken

yumuşamasını istemedim,

bir kalbe dokunurken

bana dönmesini şart koşmadım.

Elma yere düştü bir gün,

çürüdü,

toprağa karıştı.

Beni sevdi mi?

Bilmiyorum.

Ama ben o elmayı severken

daha az insan olmadım,

daha çok kalp olmadım belki

ama eksilmedim.

Çünkü sevgi,

geri dönmeyince kaybolan bir şey değil;

geri dönmeyince

içte kök salan bir şeydir.

Şimdi soruyorlar:

“Sevdiğin seni sevmiyorsa ne olur?”

Gülümsüyorum.

Elmayı sevdiğim günleri hatırlıyorum.

Aç kalmadım.

Yalnız kalmadım.

Sadece

karşılıksızlığın huzurunu öğrendim.

Ve biliyorum artık:

Sevmek bir hak ediş değil,

bir hâl,

bir secde,

bir sessiz şükürdür.

Elma beni sevmedi belki,

ama ben severken

kendime yaklaştım.