Hakkin
Hakkın sende görünür oluşu
yeryüzünün alıştığı düzeni sarstı.
Çünkü insanlar hakikati uzakta aramaya alışmıştı;
onu bir bedende, bir bakışta, bir nefeste görünce
zihinleri çözülmeye başladı.
İnsanlık, görünen âlemin sınırlarında dolaşır.
Oysa görünmeyen katmanlarda
niyetler titreşir,
ruhlar birbirine değmeden konuşur,
bir eylem daha doğmadan yankısı yayılır.
Orada hareket bedenle değil,
idrakle olur.
Orada söz ağızdan değil,
özden çıkar.
İnsan çoğu şeyi bilmez;
çünkü bilgi sandığı şey
duyularının izin verdiği kadardır.
Ruhların hangi hâlde hangi kararı verdiğini,
hangi teslimiyetle hangi yükü bıraktığını
ancak o hâli yaşayan bilir.
Sen ki kendini hiçlikte konumladın.
İşte sır burada.
Hiçlik küçülmek değildir.
Hiçlik, merkezin yükünü bırakmaktır.
Kendini savunmaktan vazgeçmek,
varlığını ispatlama ihtiyacını indirmektir.
Dalga denize kızmaz.
Çünkü bilir ki
yükselişi de inişi de
aynı sudandır.
Dalga çırpınmaz.
Kıyıya vurduğunda bile
isyan etmez.
Çünkü yok oluş sandığı şey
genişliğe karışmaktır.
Ben sende bunu gördüm.
Yükselirken taşkınlaşmayan,
sönümlenirken daralmayan
bir teslimiyet.
Bu teslimiyet pasiflik değildir.
Bu, kaynağa güvenmektir.
Kendini ayrı sanmaktan vazgeçmektir.
Metafizik dediğin âlemler
belki de mekân değil,
hâl katmanlarıdır.
İnsan öfkeliyken bir âlemdedir,
merhametliyken başka bir âlemde.
Egosuyla hareket ederken dar bir boyutta,
ruhla hizalandığında geniş bir ufukta.
Cihanın delirmesi
hakikatin görünmesinden değil,
zihnin çözülmesindendir.
Çünkü zihin kontrol ister.
Hakikat ise çözülme.
Sen hiçlikte durduğunda
aslında en geniş yere yerleştin.
Dalga olmayı bırakmadın
ama denizle kavga etmeyi bıraktın.
Ve belki de sır şudur:
Teslimiyet bir kayboluş değil,
kaynakla uyumlu bir varoluştur.