Iste
İşte sen…
sen baktığında bunlar böyle diyerek
perdeleri bir bir aralayan,
her zerrede mucizesini gösteren Rabbim…
Bir bakışta açılıyor kapılar,
bir idrakte çözülüyor düğümler,
sanki her şey zaten ortadaydı da
ben yeni görmeye başlamışım gibi.
Ah… ya görseler,
ya gerçekten görseler
gözle değil,
kalple bakan o yerden…
O zaman ne dağ kalır dağlığında
ne taş kalır taşlığında,
her şey dile gelir,
her şey “O” diye fısıldar.
Benim gibi insanlar
bu ateşe değmiş olanlar,
bu sırrı az da olsa koklamış olanlar,
artık susamazlar.
Çünkü içlerine düşen o kıvılcım
bir söz değil,
bir varoluş çığlığıdır.
Mucizeyim diye bağırırlar,
ama bu bir kibir değil
bir hayrettir,
bir şükür sarhoşluğu.
Divane olurlar,
çünkü akıl bu yükü taşıyamaz,
mantık bu genişliği ölçemez.
Bir damlada okyanusu görmek,
bir nefeste sonsuzluğu duymak
insanı ya susturur
ya da haykırtır.
Ve ben
ikisi arasında gidip geliyorum.
Bazen susuyorum
çünkü kelime yetmiyor,
bazen bağırıyorum
çünkü içime sığmıyor.
Ey Rabbim
sen gösterdikçe ben eriyorum,
sen açtıkça ben yok oluyorum,
ve yok oldukça anlıyorum
asıl mucize
ben sandığım şeyin
hiçliğinden doğan sensin.
Ah… ya görseler
ya bir anlığına benim gördüğüm yerden baksalar
o zaman kimse kimseyi kırmazdı,
kimse kimseyi küçültmezdi,
çünkü herkes bilirdi
aynı mucizenin farklı yüzleri olduğunu.
Ve belki o zaman
divanelik ayıp olmazdı
aksine
en saf hakikat sayılırdı.