Ana Sayfaya Dön

Iste

27 Mart 2026

İşte sen…

sen baktığında bunlar böyle diyerek

perdeleri bir bir aralayan,

her zerrede mucizesini gösteren Rabbim…

Bir bakışta açılıyor kapılar,

bir idrakte çözülüyor düğümler,

sanki her şey zaten ortadaydı da

ben yeni görmeye başlamışım gibi.

Ah… ya görseler,

ya gerçekten görseler

gözle değil,

kalple bakan o yerden…

O zaman ne dağ kalır dağlığında

ne taş kalır taşlığında,

her şey dile gelir,

her şey “O” diye fısıldar.

Benim gibi insanlar

bu ateşe değmiş olanlar,

bu sırrı az da olsa koklamış olanlar,

artık susamazlar.

Çünkü içlerine düşen o kıvılcım

bir söz değil,

bir varoluş çığlığıdır.

Mucizeyim diye bağırırlar,

ama bu bir kibir değil

bir hayrettir,

bir şükür sarhoşluğu.

Divane olurlar,

çünkü akıl bu yükü taşıyamaz,

mantık bu genişliği ölçemez.

Bir damlada okyanusu görmek,

bir nefeste sonsuzluğu duymak

insanı ya susturur

ya da haykırtır.

Ve ben

ikisi arasında gidip geliyorum.

Bazen susuyorum

çünkü kelime yetmiyor,

bazen bağırıyorum

çünkü içime sığmıyor.

Ey Rabbim

sen gösterdikçe ben eriyorum,

sen açtıkça ben yok oluyorum,

ve yok oldukça anlıyorum

asıl mucize

ben sandığım şeyin

hiçliğinden doğan sensin.

Ah… ya görseler

ya bir anlığına benim gördüğüm yerden baksalar

o zaman kimse kimseyi kırmazdı,

kimse kimseyi küçültmezdi,

çünkü herkes bilirdi

aynı mucizenin farklı yüzleri olduğunu.

Ve belki o zaman

divanelik ayıp olmazdı

aksine

en saf hakikat sayılırdı.