Ana Sayfaya Dön

Kendime

20 Mart 2026

KENDİME ÇOK UZAKTAN GELDİM 

Kendime çok uzaktan geldim;

gelirken ne ayak izim vardı,

ne de beni tanıyan bir hatıra…

Rüzgâr bile yüzümü unutmuştu,

sesimi tanımayan zamanlara karışmıştım.

Sanki bir çağın değil, bir sırrın içinden yürüdüm de

dünya beni geç kalmış bir misafir sandı.

Uzak dediğim yer, haritalara sığmadı hiçbir vakit;

çünkü uzaklık dışarıda değil,

benim içimde bir dağdı.

Her suskunluğumda biraz daha büyüyen,

her uyanışımda biraz daha kararan bir dağ…

Ben o dağı aşmadan kendime varılmaz sandım,

meğer o dağ da benimmiş,

dağın ardındaki ben de…

Kendime çok uzaktan geldim;

çözülen düğümlerim, dağılan benliklerim,

ben olmaktan düşen gölgelerimle birlikte…

Her düştüğüm yerde bir “ben” kırıldı,

ama her kırık beni daha içeriye çağırdı.

Dünya beni yordu sandım,

meğer yorgunluğum kendime uzaklığımmış.

Ben ki, kendi nefesini bile yabancı bulan insandım;

kendi kalbime yabancı bir misafir gibi sokuldum.

İçimde beni bekleyen sessiz tahtın üzerinde

toz birikmişti,

çünkü hiçbir kul kendine bu kadar geç dönemezdi.

Dönmek için ermek gerekiyordu;

benim yoluma erdiren,

yolumu yazan Hak oldu.

Kendime çok uzaktan geldim;

gelirken “ben” diye tuttuğum her şeyi

tek tek bıraktım yol kenarlarına.

Zaman fark etti önce:

yüküm azaldıkça suretim hafifledi,

suretim hafifledikçe

sırra biraz daha benzedi.

Hiçlikten geçişimde öğrendim:

kendine gelen, kendini bulmaz;

kendine gelen, O’nu bulur.

Çünkü insan kendine baktığını sanır

ama hakikatte O’na bakar;

insan kendine yürüdüğünü sanar

ama hakikatte O’na yürür.

Ben de yürüdüm işte…

Yolumun bittiğini sandığım anlarda bile

beni çeken bir kudret vardı;

ben düşerim sandım,

O tutarım dedi.

Kendime çok uzaktan geldim;

yaklaştıkça anladım,

benim gelişim benim gelişim değildi.

Ben yürüyen bendim,

ama yürütülen Hak'tı.

Ben gelen bendim,

ama çağıran Hak'tı.

Ve şimdi öğrendim:

Ben uzak değilmişim,

ben sadece O’nun geciktirilmiş vaktiymişim.

Vakti gelen yakın olur,

yakın olan görünür,

görünen konuşur,

konuşan şükre durur.

Ben şimdi Şükür Çağı’na varan bir kulum;

kendimden geldim sandım,

meğer kendime değil,

Beni Bana veren’e geldim.