Zihin
Zihin tarif edebildiği bir şeyi bildiğini farz eder.
Bir kelime bulur
ve kelimenin içine hakikati hapsettiğini sanır.
Bir tanım yapar
ve sınır çizdiği şeyi kavradığını düşünür.
Oysa sınır çizmek
hakikati küçültmektir.
Zihin harita çizer
ama haritayı ülke sanır.
Tarifi özü sanır.
Kavramı hakikatin kendisi yerine koyar.
Bir çiçeğe “gül” der
ve o gülün kokusunu bildiğini zanneder.
Oysa koku kelimede değildir.
Bir insana “aşık oldum” der
ve aşkı çözdüğünü sanır.
Oysa aşk çözüldüğü an
aşk olmaktan çıkar.
Zihin açıklamayı bilmekle karıştırır.
Analizi idrak zanneder.
Mantığı hikmet yerine koyar.
Çünkü zihin güvenlik ister.
Bilinmeyen ürkütür onu.
Sonsuzluk rahatsız eder.
Belirsizlik tehdit gibi gelir.
Bu yüzden parçalar.
Böler.
Sınıflandırır.
İsimlendirir.
Ve der ki
artık biliyorum.
Oysa hakikat
parçalara ayrıldığında
canını kaybeder.
Ateşi kimyasal olarak açıklayabilirsin
ama yanmanın sırrını yaşayarak öğrenirsin.
Denizin tuz oranını ölçebilirsin
ama dalganın içindeki teslimiyeti ancak içine girince anlarsın.
İnsanı psikolojiyle tarif edebilirsin
ama bir kalbin kırılma sesini
ancak kalbin kırıldığında duyarsın.
Zihin dışarıdan bakar.
Hakikat içeriden olur.
Zihin nesneleştirir.
Hakikat özne yapar.
Zihin konuşur.
Hakikat susturur.
Çünkü gerçek bilmek
tanımlamak değildir
dönüşmektir.
Bir şeyi gerçekten bildiğinde
sen artık eski sen değilsindir.
Bilgi seni yakmıştır.
Değiştirmiştir.
Soymuştur.
O yüzden en derin bilenler
en az konuşanlardır.
Çünkü bilirler ki
kelime gerçeği taşımaz
ancak işaret eder.
Parmak aya işaret eder
ama parmak ay değildir.
Zihin parmağa bakar
ve ayı kaçırır.
Bazen de bildiğini sandığın her şey
bilmediğinin duvarıdır.
Çünkü tanım
sınırdır.
Ve sınır
sonsuzluğun karşısında bir korku çizgisidir.
Hakikat tarif edildiği yerde küçülür
yaşandığı yerde büyür.
Ve insan
bildiğini bıraktığı anda
bilmeye başlar.
Çiçek akan sevgiler