Henuz
Henüz sahne kurulmamışken,
isimler verilmemişken,
oluş ve bozuluş diye bir ayrım doğmamışken
tek bir idrak vardı.
Başlangıç denecek bir eşik yoktu.
Son denecek bir durak yoktu.
Akış yoktu çünkü akacak iki nokta yoktu.
Önce ve sonra diye bir mesafe bulunmuyordu.
Bir tek bütünlük…
Kendi içinde tam,
kendi kendine tanık,
kendi kendini seyreden saf farkındalık.
Ne çoğalan vardı
ne ilerleyen
ne de aşama aşama yükselen bir varlık.
Gelişim dediğimiz şey
parçalı olanın toparlanma hikâyesidir.
Oysa orada parça yoktu ki birleşsin.
Biz şimdi yol diyoruz,
çünkü adım atıyoruz.
Süre diyoruz,
çünkü değişimi ölçüyoruz.
Çokluk diyoruz,
çünkü kendimizi ayrı sanıyoruz.
Ama kökte
ne ayrılık vardı
ne hareket
ne de bir bilinçten başka bir bilince geçiş.
Tek olan
kendi içinde eksiksizdi.
Olgunlaşmaya muhtaç değildi
çünkü eksik değildi.
Bizim yükseliş sandığımız
o bütünlüğün kendini seyretme biçimi sadece.
Bizim çokluk dediğimiz
aynı özün farklı aynalardaki yansımaları.
Bir ayna kırıldığında
öz kırılmaz.
Bir suret silindiğinde
kaynak eksilmez.
Hakikat baştan beri tamdı.
Biz yalnızca
onu adım adım fark ediyoruz.
Ve belki de yolculuk dediğimiz şey
hiçbir yere gitmeyen
ama kendini hatırlayan
bir bakışın derinleşmesidir.
Çiçek akan sevgiler