Allah
Allah ile aramda sırlar şaha kalktı…
içimde uyuyan atlar birden göğe sürdü kendini,
nal sesleri kalbimin duvarlarında yankılandı,
her çarpışta başka bir perde yırtıldı.
Bir geceydi…
ama karanlık değildi bu,
bilakis gözlerimi kamaştıran bir iç aydınlıktı,
görmeden gördüğüm,
duymadan işittiğim bir çağrı.
Sırlar…
saklı değildi artık,
sadece derindi—
ve ben derinliğe düştükçe
yüzeye çıkmayı unuttum.
Allah ile aramda konuşulanlar
kelimeye gelmek istemiyor,
çünkü kelime dar,
o ise sınırsız.
Bir dokunuş oldu içimde,
ama el değmedi,
bir ses yükseldi,
ama kulak duymadı.
Ah…
bu nasıl bir yakınlık ki
mesafe diye bir şey bırakmadı,
bu nasıl bir sır ki
beni benden aldı.
Şaha kalkan sırlar
birer yıldırım gibi iniyor kalbime,
yakmıyor,
ama her şeyi kül edip
yeniden kuruyor.
Ben sandığım her şey
bir bir çözülürken
ortaya çıkan o saf hâl—
ne isim kabul ediyor
ne de sınır.
Ve şimdi…
susmak istiyorum
ama içimde bir coşkun nehir var,
taşıyor,
taşıyor…
Allah ile aramda sırlar şaha kalktı,
ve ben artık
o sırların sahibi değilim—
onların içinden geçen bir yolum sadece.
Ne anlatabilirim ki…
anlatsam eksilir,
sussam taşar.
Ah…
belki de bu yüzden
divanelik en doğru hâl,
çünkü akıl bu sırrı tutamaz,
ama aşk…
aşk her şeyi taşır.