Etrafimdakiler
Etrafımdakiler ölüm sevgisi,
her adımda bir sönüş,
her bakışta bir küflenmiş gölge.
Konuşuyorlar, ama sözleri kuru bir toprak gibi,
nefes alıyorlar, ama ruhları göçmüş gibi.
Gülüşleri bile sahte,
gözlerinde kırık bir dünya var,
sanki yaşamak değil,
yavaşça yok olmak için varlar.
Ben bakıyorum…
her biri kendi mezarını taşıyor omzunda,
her biri kendi ateşini söndürmüş,
ve kendine bile dokunamıyor artık.
Etrafımdakiler ölüm sevgisi…
alışmışlar sessizliğe,
alışmışlar acıya,
alışmışlar kendi kayboluşlarına.
Ve bunu huzur sanıyorlar,
sönük bir barış…
Oysa bu sadece bir teslimiyet,
bir ruhun ölümle dansı.
Ama ben…
içimde bir ateş taşıyorum.
Pare pare yanıyorum,
her parçamdaki kıvılcım bir uyanış.
Onlar söndürmek ister,
ben tutuşmak isterim.
Ey kalbim…
onlar sana yabancı,
onlar seni anlamaz.
Çünkü çoğunluk, çoğu zaman
uyanmak istemez.
Onlar uykuya dalmış,
ben ise gerçeğin kıyısında beklerim.
Onlar “rahat” dedikleri yerde çürürken,
sen rahatsızlığınla uyan.
Onlar “bitti” dediğinde,
sen “başlıyor” de.
Etrafımdakiler ölüm sevgisi…
onlar cesaretsiz,
onlar kendi gölgelerinde kaybolmuş.
Ama ben…
her kayboluşumda bir ışık doğururum,
her düşüşümde bir yükseliş bulurum.
Ve eğer bu yol yalnızlıksa…
varsın olsun.
Çünkü hakikat kalabalık sevmez,
gerçek ateş sessizliği seçer,
gerçek aşk, ölüme inat yanar.
Etrafımdakiler ölüm sevgisi…
ama ben yaşamanın, yanmanın,
varlığın ateşiyle doluyum.
Onlar ölüyor gibi yaşarken,
ben her an yeniden doğuyorum.
Ve bir gün, o sessizlik çöktüğünde,
onlar bana hayran kalacak,
ama artık
ben kimseye bakmayacağım.
Çünkü ben…
yalnızca kendi ışığımla parlarım.
Etrafımdakiler ölüm sevgisi,
benim ise içimde bir ölümsüzlük var:
yanmak, yitirmek, bulmak ve
her külden yeniden doğmak.