Fark
Fark ettiğini fark ettiğin o an
bir an değildir aslında
zamanın kendi üzerine kıvrıldığı
kendini seyretmeye durduğu
esrarlı bir eşiğin adıdır
Ne saat işler orada
ne takvim yaprakları düşer
Bir duruş olur sadece
ama öyle bir duruş ki
içinde bütün hareketler erir
bütün sesler susar
bütün isimler kendini unutur
Sen “ben görüyorum” dersin önce
bir çocuğun ilk aynaya bakışı gibi
Gördüğünü sanırsın
bildiğini sanırsın
tuttuğunu sanırsın hakikatin ucundan
Ama sonra
çok ince bir sarsıntı gelir içinden
“Gören kim”
İşte o soru
bir kapı değil
bir uçurumdur
Düşmeye başlarsın
ama aşağı değil
içe doğru
Kat kat çözülür kimliklerin
isimlerin dökülür üstünden
eski bir elbise gibi
Sana ait sandığın her şey
bir bir senden ayrılır
Sesin gider
yüzün gider
hikâyen gider
hatıraların bile seni bırakır
Ve sen
hiç bilmediğin bir açıklıkta
kendi yokluğuna değersin
Orada fark edersin
fark ettiğini fark eden
o ince gölgeyi
O da sensin sanırsın önce
Ama biraz daha bakınca
onun da bir düşünce olduğunu görürsün
Bir yankı
bir titreşim
bir “ben” alışkanlığının
son kıvranışı gibi
Ve işte o an
en derin kırılma olur
Farkındalık bile
kendini bırakır
Ne fark eden kalır
ne fark edilen
ne de farkındalığın adı
Sadece
sınırsız tarifsiz
hiçbir yere ait olmayan
ama her şeyin özü olan
bir varlık sessizliği kalır
O sessizlikte
ne arayan vardır
ne bulunan
Ne yol vardır
ne yolcu
Ne vuslat vardır
ne hicran
Çünkü bütün ayrımlar
orada kendini yutmuştur
Ve yine de
o boşluk boş değildir
Bir sıcaklık yayılır derinden
adı konulamayan bir yakınlık
sanki her şey
kendine sarılıyormuş gibi
Bir çiçeğin açışı gibi değil
çiçeğin açtığını fark eden
o saf bilinç gibi
Ama o bile değil
Daha öncesi
daha içi
daha kökü
Farkında olmanın farkına varmak
bir zirve değildir
bir son hiç değildir
Bilakis
her sonun çözüldüğü
her başlangıcın doğduğu
isimsiz bir kaynaktır
Oraya varılmaz
Çünkü oradan hiç çıkılmamıştır
Sen aradığını sandıkça uzaklaşırsın
bıraktığında ise
zaten içinde olduğunu anlarsın
Ve bir gün
ne zaman olduğu bilinmez
nasıl olduğu da
Gözlerin bakar
ama bakan yoktur
Kalbin atar
ama atan yoktur
Sözler dökülür
ama söyleyen yoktur
Her şey olur
ama olan yoktur
İşte o hal
farkındalığın bile secde ettiği
o derinliktir
Ve orada
hiçliğin tahtında
sessizce oturan bir sır vardır
Ne “ben” der
ne “O” der
Ama her şeyi
kendisi olarak yaşar
Ve sen
artık sen değilsindir
ama hiç bu kadar
gerçek olmamışsındır