Hakikat
Hakikat Nuruna Yürüyüş
Kendine doğru yol,
adım atmak değildir yalnızca,
bir kabuğun çatlamasıdır içten içe,
bir sessizliğin konuşmaya başlamasıdır.
Sen sandığın her şey dökülür yolda,
isimlerin, rollerin, yüzlerin…
Birer birer düşer üzerinden
sanki hiç sana ait değilmiş gibi.
Ve işte o an başlar hakikat,
ne kitapta yazılıdır ne dilde söylenir,
bir nur gibi doğar göğsünün ortasında,
ne yakar ne söndürür,
sadece “olduğunu” hatırlatır sana.
Hakikat nurunu izlemek…
bir ışığın peşinden gitmek değildir,
ışığın senden doğduğunu fark etmektir.
Sen yürüdükçe yol silinir,
sen sustukça hakikat konuşur,
sen yok oldukça
varlık kendini ilan eder.
Bir bakarsın, arayan kim?
Bulunan ne?
Ve o arada duran kimlik…
çoktan çözülmüş bir rüya gibi.
Ey kendine yürüyen,
bil ki en uzun yol
bir anlık fark edişe sığar.
Ve en derin karanlık
bir tek nurla dağılır.
O nur…
ne gökte ne yerde,
ne geçmişte ne yarında…
O nur sensin.
Unuttuğun,
sonra aradığın,
ve sonunda kendinde bulduğun…
Kendine doğru yol,
hakikat nurunu izlemek değil artık,
hakikat nurunun kendisi olmaktır.
Ve o an…
yol biter,
yolcu kaybolur,
yalnızca “olan” kalır.