Gorunmuyenin
GÖRÜNMEYENİN NİŞANESİ
Başlangıcı yoktu O’nun,
çünkü başlangıç dediğin şey
zamanın kapısında bekleyen bir gölgedir.
O ise
ne kapıya sığar
ne gölgeye.
Varlığın bütün dilleri sustuğunda
sessizliğin içinde bir nefes dolaşır.
İşte o nefes,
duyulmadan duyulan
bilinmeden sezilen
dokunulmadan hissedilen
o kadim çağrıdır.
İnsan sorar:
“Nerededir?”
Oysa soru bile
O’nun içinde doğar.
Bir çiçeğin açmasında,
bir yıldızın sönmesinde,
bir annenin çocuğa bakışında
aynı sır dolaşır.
Ama kimse onu tam yakalayamaz.
Çünkü O
görünür olduğunda
insan aklı onu bir şekle giydirir.
Şekle giren her şey
insanın zannına düşer.
İnsan gördüğünü gerçek sanır,
oysa gördüğü
sonsuz denizin sadece
avuç içindeki damlasıdır.
Deniz
avuçta tutulmaz.
Ne zaman ki
göz gördüğüne güvenmeyi bırakır,
kalp bilmediğine teslim olur,
işte o zaman
görünmeyenin kapısı aralanır.
Bir an gelir
her şey silinir.
İsimler gider,
sıfatlar gider,
bilgiler gider.
Geriye sadece
derin bir hayret kalır.
O hayret ki
aklı diz çöktürür.
İnsan o vakit anlar:
Bilmek sandığı şey
sadece bir işaretti.
Gerçek
işaretlerin ötesindeydi.
Dağların sessizliğinde,
gecelerin karanlığında,
kalbin en ıssız yerinde
bir hakikat yürür.
Ama o yürüyüş
gözle görülmez.
Bir çocuk güler,
bir ihtiyar dua eder,
bir aşık ağlar.
Aynı sır
üçünde de dolaşır.
Bir bakarsın
evren dediğin şey
tek bir nefes olur.
Bir bakarsın
o nefes bile
sükûta karışır.
İnsan o zaman anlar:
Görünenler
sadece bir perdeydi.
Perde kalkınca
ne görülen kalır
ne gören.
Sadece
sonsuz bir derinlik…
Ve o derinliğin içinde
kendini kaybeden kalp
ilk defa
gerçek huzuru tadar.
Çünkü hakikat
kendini gösterdiğinde
zihin konuşamaz.
Ama gizlendiğinde
kalp onu aramaya başlar.
İşte insanın bütün yolculuğu
bu arayıştır.
Bir damlanın
denizi hatırlaması gibi.
Bir kıvılcımın
güneşi özlemesi gibi.
Bir kulun
sonsuzluğu hissetmesi gibi.
Ve belki de
bütün varlık şu yüzden vardır:
Bir kalp
görmediği sevgiliyi
aramayı öğrensin diye.
Çünkü arayan kalp
bir gün anlar:
Gizlenen
hiçbir zaman uzak değildi.
O
her zaman
en yakın yerdeydi.
Kalbin
henüz bilmediği
o derin noktada…