Mechulden
Meçhullen geldim, meçhule gider gibi görünürüm,
Ama hiçbir yere gitmem;
Zamanın, kaderin, hatta rüzgârın bile
Adımımı almaya gücü yetmez.
Her şey önümden geçer,
Bir serüven gibi değil, bir teslimiyet gibi…
Görünmez ellerle sunulur bana,
Kendi özünü açar, döker, gösterir.
Ben bakarım, susarım, alırım sadece;
Ne ararım, ne kovalarım…
Çünkü bilirim, her sunulan
En derin öğretidir, en sessiz mucizedir.
Meçhullen gelmiş gibi görünsem de,
Görünüş bir illüzyondur sadece…
İçimde sabit bir durak vardır,
Hiç değişmeyen, hiç yerinden ayrılmayan.
İçimden geçenler olur,
Ama geçip giden bendeki hakikattir.
Her nesne, her olay, her ses
Kendi rengini bana verir,
Ve ben onu sadece kabul ederim.
Önümden geçen her şey,
Bana kendini sunar;
Görünür kılar, fark ettirir,
Ve bir an gelir ki
Ne geçmiş vardır, ne gelecek—
Sadece O an…
Ve ben, her şeyin karşısında,
Hiçbir yere gitmeyen,
Her şeyi alan…
Bir durak oluyorum.
İşte meçhullüğün sırrı da burada saklı:
Görünür olmakla olmamak arasındaki ince çizgide
Sabit kalabilmek,
Ve her şeyi kabul edebilmek.