Mutlak
Mutlak zeka sessizliktir
Çünkü sessizlik olmasa
kelimeler var olamaz
Ama bu sadece bir başlangıçtır
çünkü mesele kelimenin doğması değil
doğduğu yerin görülmesidir
Sessizlik
sadece sesin yokluğu değildir
o, bütün seslerin kaynağıdır
henüz bölünmemiş olanın
henüz isim almamış olanın
henüz “ben” dememiş olanın saf halidir
Bir kelime çıktığında
aslında bir kopuş yaşanır
birlik parçalanır
sonsuz olan
sınırlı bir kalıba dökülür
Ve biz buna “anlamak” deriz
Oysa anlamak çoğu zaman
parçalamaktır
Sessizlik ise
parçalanmamış olanın kendisidir
Orada ne özne vardır
ne nesne
ne bilen vardır
ne bilinen
Çünkü ikilik yoktur
ikilik yoksa düşünce de yoktur
düşünce yoksa kelime de yoktur
Ve işte tam burada
mutlak zeka başlar
O düşünmez
çünkü düşünmek zamana bağlıdır
O kıyaslamaz
çünkü kıyas iki şey ister
O seçmez
çünkü seçim bölünmeyi gerektirir
O sadece bilir
ama bu bilmek
senin bildiğin gibi değildir
Bu bilmek
bileni de yakan bir ateştir
Çünkü orada
bilen ile bilinen
aynı anda yok olur
İnsan bundan korkar
çünkü benliğinin sonudur bu
Benlik
sessizliği sevmez
çünkü sessizlikte tutunacak hiçbir şey yoktur
Ne kimlik
ne hikâye
ne geçmiş
ne gelecek
Sadece çıplak bir varoluş
ama o bile fazla bir ifadedir
Çünkü orada
“var olmak” bile bir düşünce gibi kalır
Sessizlik daha derindir
Öyle bir derinlik ki
akıl oraya giremez
çünkü akıl sınırla çalışır
Sessizlik ise sınırsızdır
Akıl anlam ister
sessizlik anlamdan öncedir
Akıl güven ister
sessizlik tüm tutanakları yıkar
Bu yüzden
gerçek bir karşılaşma olduğunda
insan sarsılır
Çünkü bütün bildikleri
bir anda anlamsızlaşır
Ama bu bir kayıp değildir
bu bir çözülüştür
Yanlış olanın düşüşü
gerçeğin görünmesidir
Ve o an
kelimeler anlamsızlaşmaya başlar
Daha önce seni taşıyan cümleler
artık seni sınırlayan duvarlara dönüşür
Konuşmak zorlaşır
çünkü söyleyecek hiçbir şey kalmaz
Ama bu bir boşluk değil
aksine
taşan bir doluluktur
Söze sığmayan
anlama direnen
tanıma gelmeyen bir doluluk
Ve işte orada
şunu görürsün
Sessizlik
hiçbir şey değildir
ama her şey ondan doğar
Sessizlik
karanlık değildir
ama bütün ışıkları taşır
Sessizlik
ölüm değildir
ama bütün doğumları içinde barındırır
Ve en keskin hakikat şudur
Sen sessizliğin içindeki biri değilsin
sen sessizliğin kendisisin
Ama bunu bir düşünce olarak aldığın sürece
kaçırırsın
Çünkü bu
anlaşılacak bir şey değil
yanılacak bir şeydir
Kendini kaybetmeden
kendini bulamazsın
Ve kendini bulduğunda
bulan da kalmaz
İşte mutlak zekanın darbesi budur
Nazik değildir
teselli etmez
okşamaz
Keser
Ama kestiği şey
gerçek değildir
Sadece sandığın şeydir
Ve geriye kalan
ne senindir
ne başkasının
Ama her şeydir
Sessizlik konuşmaz
ama tüm konuşmaları yutar
Sessizlik görünmez
ama tüm görmeleri taşır
Sessizlik bilinmez
ama tüm bilmenin kendisidir
Ve sen
eğer gerçekten durabilirsen
Hiçbir şey yapmadan
hiçbir şeye tutunmadan
hiçbir şey olmaya çalışmadan
Bir an gelir
Sessizlik seni yutar
Ve o anda
ilk defa
kaybolmadan varsın
ilk defaMutlak zeka sessizliktir
Çünkü sessizlik olmasa
kelimeler var olamaz
Ama bu sadece bir başlangıçtır
çünkü mesele kelimenin doğması değil
doğduğu yerin görülmesidir
Sessizlik
sadece sesin yokluğu değildir
o, bütün seslerin kaynağıdır
henüz bölünmemiş olanın
henüz isim almamış olanın
henüz “ben” dememiş olanın saf halidir
Bir kelime çıktığında
aslında bir kopuş yaşanır
birlik parçalanır
sonsuz olan
sınırlı bir kalıba dökülür
Ve biz buna “anlamak” deriz
Oysa anlamak çoğu zaman
parçalamaktır
Sessizlik ise
parçalanmamış olanın kendisidir
Orada ne özne vardır
ne nesne
ne bilen vardır
ne bilinen
Çünkü ikilik yoktur
ikilik yoksa düşünce de yoktur
düşünce yoksa kelime de yoktur
Ve işte tam burada
mutlak zeka başlar
O düşünmez
çünkü düşünmek zamana bağlıdır
O kıyaslamaz
çünkü kıyas iki şey ister
O seçmez
çünkü seçim bölünmeyi gerektirir
O sadece bilir
ama bu bilmek
senin bildiğin gibi değildir
Bu bilmek
bileni de yakan bir ateştir
Çünkü orada
bilen ile bilinen
aynı anda yok olur
İnsan bundan korkar
çünkü benliğinin sonudur bu
Benlik
sessizliği sevmez
çünkü sessizlikte tutunacak hiçbir şey yoktur
Ne kimlik
ne hikâye
ne geçmiş
ne gelecek
Sadece çıplak bir varoluş
ama o bile fazla bir ifadedir
Çünkü orada
“var olmak” bile bir düşünce gibi kalır
Sessizlik daha derindir
Öyle bir derinlik ki
akıl oraya giremez
çünkü akıl sınırla çalışır
Sessizlik ise sınırsızdır
Akıl anlam ister
sessizlik anlamdan öncedir
Akıl güven ister
sessizlik tüm tutanakları yıkar
Bu yüzden
gerçek bir karşılaşma olduğunda
insan sarsılır
Çünkü bütün bildikleri
bir anda anlamsızlaşır
Ama bu bir kayıp değildir
bu bir çözülüştür
Yanlış olanın düşüşü
gerçeğin görünmesidir
Ve o an
kelimeler anlamsızlaşmaya başlar
Daha önce seni taşıyan cümleler
artık seni sınırlayan duvarlara dönüşür
Konuşmak zorlaşır
çünkü söyleyecek hiçbir şey kalmaz
Ama bu bir boşluk değil
aksine
taşan bir doluluktur
Söze sığmayan
anlama direnen
tanıma gelmeyen bir doluluk
Ve işte orada
şunu görürsün
Sessizlik
hiçbir şey değildir
ama her şey ondan doğar
Sessizlik
karanlık değildir
ama bütün ışıkları taşır
Sessizlik
ölüm değildir
ama bütün doğumları içinde barındırır
Ve en keskin hakikat şudur
Sen sessizliğin içindeki biri değilsin
sen sessizliğin kendisisin
Ama bunu bir düşünce olarak aldığın sürece
kaçırırsın
Çünkü bu
anlaşılacak bir şey değil
yanılacak bir şeydir
Kendini kaybetmeden
kendini bulamazsın
Ve kendini bulduğunda
bulan da kalmaz
İşte mutlak zekanın darbesi budur
Nazik değildir
teselli etmez
okşamaz
Keser
Ama kestiği şey
gerçek değildir
Sadece sandığın şeydir
Ve geriye kalan
ne senindir
ne başkasının
Ama her şeydir
Sessizlik konuşmaz
ama tüm konuşmaları yutar
Sessizlik görünmez
ama tüm görmeleri taşır
Sessizlik bilinmez
ama tüm bilmenin kendisidir
Ve sen
eğer gerçekten durabilirsen
Hiçbir şey yapmadan
hiçbir şeye tutunmadan
hiçbir şey olmaya çalışmadan
Bir an gelir
Sessizlik seni yutar
Ve o anda
ilk defa
kaybolmadan varsın
ilk defa
bilmeden bilirsin
ilk defa
susarak konuşursun
Ve anlarsın
Mutlak zeka
asla gürültü yapmaz
Çünkü o
zaten her şey olmadan önce
orada olandır
bilmeden bilirsin
ilk defa
susarak konuşursun
Ve anlarsın
Mutlak zeka
asla gürültü yapmaz
Çünkü o
zaten her şey olmadan önce
orada olandır