Sırrın agahiyim
Sırrın agâhıyım.
Bileni değilim;
taşıyanıyım.
Sır bana açılmadı,
ben ona kapı olmadım.
Sır,
içimde sustu.
Ve sustukça
beni konuşturdu.
Agâh olmak
söylemek değildir.
Agâh olmak,
dilini tutmaktır.
Çünkü bazı hakikatler
ifşa edilince değil,
emanet edilince
korunur.
Sırrın agâhıyım çünkü
benlikten geçtim.
Merak bırakıldı,
iddia söndü.
“Niye?” diye soran dil
orada düşer.
“Nasıl?” diyen akıl
orada susar.
Sır,
bilgi sevmez.
Şahit ister.
Ben de
şahit oldum.
Görerek değil,
yanarak.
Ne gördüm diye sorarsan
cevap veremem.
Çünkü görülen
şekildir.
Oysa sır
şekilsizdir.
Bir hâl gibi gelir,
hâl gibi kalır.
Sırrın agâhı olan
üstlenmez.
Ağırlık yapmaz.
“Bana verildi” demez.
Çünkü sır
sahiplenilmez;
sadece
taşınır.
Bazen ağır gelir,
bazen hafif.
Ama her zaman
sessizdir.
En çok da
kalabalıkta belli olur.
Çünkü orada
susabilmek
en zor iştir.
Ben sırrın agâhıyım.
Bu yüzden
fazla konuşmam.
Bu yüzden
fazla anlatmam.
Çünkü sır
kendini
ancak
edepte saklar.
Ve bilirim:
Agâh olmak
varmak değildir.
Agâh olmak,
yolda erimektir.
Sır açıldıkça
insan kapanır.
İnsan sustukça
hakikat
kendini korur.